<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>admin &#8211; Hakan Soygür</title>
	<atom:link href="https://hakansoygur.com/author/admin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hakansoygur.com</link>
	<description>KBB UZMANI HAKAN SOYGUR</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Jan 2021 17:08:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.10</generator>

<image>
	<url>https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/cropped-faviconhakan-32x32.png</url>
	<title>admin &#8211; Hakan Soygür</title>
	<link>https://hakansoygur.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>POZİSYONEL BAŞ DÖNMESİ</title>
		<link>https://hakansoygur.com/pozisyonel-bas-donmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:58:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=393</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element " >
		<div class="wpb_wrapper">
			<h2>Denge Kristallerinin yerinden oynaması…?</h2>
<p>Hepimiz hayatımızın bir döneminde baş dönmesinden yakınırız. Baş dönmesi denince de genellikle akla önce tansiyona ilişkin rahatsızlıklar gelir. Daha sonra ise şeker hastalığı ve boyun kireçlenmesi gibi nedenler düşünülür. Bu düşünceler esasta yanlış değildir. Ancak öncelikle yorgunluk, halsizlik, dengesizlik, göz kararması gibi şikayetleri “gerçek” baş dönmesinden ayırt etmek gerekir.<br />
Kulak hem işitme hem de denge ile görevli bir organımızdır ve denge kısmına ait rahatsızlıklarda “gerçek” bir baş dönmesi ortaya çıkar. Gerçek baş dönmesini tipik özelliği kişinin “oda, tavan, eşyalar etrafımda dönüyor” veya “sanki ben dönüyorum, etrafa tutunmazsam düşeceğim” gibi ifadelerle baş dönmesini tanımlamasıdır. Kulak dışı rahatsızlıklarda ise daha çok bir dengesizlik hissi, halsizlik, göz kararması, bayılma gibi yakınmalar vardır.<br />
Gerçek, yani kulağa ilişkin baş dönmelerinin diğer önemli özelliği ise genellikle hafif veya şiddetli bulantı hatta kusmalarla birlikte olmasıdır. Bulantı esnasında kişinin yüzünde soluklaşma ve hafif terleme olabilir.</p>
<h3><img loading="lazy" class="alignnone size-medium wp-image-449" src="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/20-IC-KULAK-300x277.jpg" alt="" width="300" height="277" srcset="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/20-IC-KULAK-300x277.jpg 300w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/20-IC-KULAK-768x709.jpg 768w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/20-IC-KULAK-600x554.jpg 600w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/12/20-IC-KULAK.jpg 832w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Denge Kristalleri Nedir?</h3>
<p>İç kulak denge merkezi, içinde sıvı bulunan (perilenf) kapalı bir kanallar sistemidir. Bu yapının bazı belirli noktalarında denge konumunu belirleyici duyargalar ve bunların üzerine yerleşmiş küçük kristaller (otolit) vardır. Bu otolitlerin zaman zaman yerinden oynamasının, hatalı denge algısı yarattığı ve pozisyonel baş dönmesine yol açtığı düşünülmektedir.<br />
Pozisyonel baş dönmesi aslında günlük hayatta en sık karşılaşılan baş dönmesi şekillerindendir. Rahatsızlık iç kulağın denge ile görevli kısmına aittir. Kişi tipik olarak başını belli bir pozisyona getirdiğinde ortaya çıkan baş dönmelerinden yakınır. Baş dönmesi genellikle birkaç saniye ile 1 dakika kadar sürer ve geçer. Hasta “her yer fırıldak gibi dönüyordu” veya “oda, tavan dönüyordu, dünya başıma yıkıldı sanki” gibi sözlerle tanımlar baş dönmesini. Baş dönmesi sırasında hafif veya şiddetli bulantı, hatta kusmalar olabilir. Hasta hareket etmeye korkar hale gelir. Genellikle yalnız kalmak, yalnız dışarı çıkmak istemez. Bu dönmeyi ilk kez yaşayanlarda genellikle ölüm korkusu yaşanır. Baş dönmeleri tekrarladıkça bir anlamda hasta tecrübe sahibi olur ve bu korkuyu atlatır.<br />
Baş dönmesi çoğunlukla yatakta bir taraftan diğerine dönerken, yataktan kalkarken veya başı yukarı kaldırıp yüksek bir yere bakarken ortaya çıkar.<br />
Pozisyonel baş dönmesi “selim” yani iyi huylu bir rahatsızlıktır. Hastanın yaşam kalitesini bozmak dışında yaşam süresini kısaltmaz, ilerleyip daha tehlikeli bir başka hastalığa dönüşmez. Ancak bu tip baş dönmesine benzerlik gösteren farklı nedenli ve daha tehlikeli baş dönmelerinin de olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle mutlaka gerekli her türlü araştırma ve tetkik yapılarak teşhis kesinleştirilmelidir.<br />
Pozisyonel baş dönmesi genellikle 1-2 hafta kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Ancak belli bir süre sonra tekrarlayabilir (yılda birkaç kez veya birkaç yılda bir). Baş dönmesinin yoğun yaşandığı günlerde ilaçlarla hastanın şikayetleri azaltılmaya çalışılır. Ancak hastalığın ilaçla “tedavi” edilmesi söz konusu değildir. İlaçlar ancak baş dönmesi hissini ve bulantıyı azaltmaya yarayabilir. Eğer baş dönmesi çok şiddetli değilse, iyileşmesi için zamana bırakılır. Bu dönemde kişiye baş dönmesine yol açacak hareketlerden ve denge gerektiren işlerden kaçınması tavsiye edilir. Baş dönmesini çok sık ve şiddetli yaşayan kişilerde ise bazı “egzersiz” yöntemlerle tedavi (denge manevraları) denenir ve bu tedaviler oldukça başarılıdır. Bununla da tedavi edilemeyen inatçı durumlarda ameliyatla tedavi yapılır. Bu, denge sinirinin kesilmesine yönelik bir ameliyattır. Ancak pozisyonel baş dönmesi çoğunlukla ameliyata gerek göstermeksizin kendiliğinden iyileşen bir rahatsızlıktır.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div><div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div  class="wpb_single_image wpb_content_element vc_align_left">
		
		<figure class="wpb_wrapper vc_figure">
			<div class="vc_single_image-wrapper   vc_box_border_grey"><img class="vc_img-placeholder vc_single_image-img" src="https://hakansoygur.com/wp-content/plugins/js_composer/assets/vc/no_image.png" /></div>
		</figure>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OTİT VE VT</title>
		<link>https://hakansoygur.com/otit-ve-vt/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:55:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=390</guid>

					<description><![CDATA[ÇOCUKLARDA ORTA KULAK İLTİHAPLARI VE KULAK TÜPÜ: Orta kulak iltihapları akut (yeni) veya kronik (eski) tipte olabilir. Küçük çocuklarda genellikle akut tipte görülür. Akut Otitis Media (akut orta kulak iltihaplanması) tamamen sağlıklı bir kulakta aniden başlayan orta kulak iltihaplanmasıdır. Genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle, soğuk algınlığı, ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/otit-ve-vt/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>ÇOCUKLARDA ORTA KULAK İLTİHAPLARI VE KULAK TÜPÜ:</h3>
<p>Orta kulak iltihapları akut (yeni) veya kronik (eski) tipte olabilir. Küçük çocuklarda genellikle akut tipte görülür.<br />
Akut Otitis Media (akut orta kulak iltihaplanması) tamamen sağlıklı bir kulakta aniden başlayan orta kulak iltihaplanmasıdır. Genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle, soğuk algınlığı, grip) sırasında veya sonrasında gelişir. Üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle kulak ile geniz arasında hava bağlantısı sağlayan östaki borusunun tıkanmasıyla orta kulakta iltihaplanma başlar. Aniden başlayan tek veya çift taraflı kulak ağrısı, ateş, iştahsızlık, bulantı gibi genel belirtilerin yanı sıra, kulakta tıkanma hissi, hafif işitme kaybı, kanlı ve/veya iltihaplı kulak akıntısı gibi kulağa ait belirtiler görülür. Ağrı birkaç saat ile 24 saat arasında devam eder ve geçer. İlaçsız da iyileşebilen akut orta kulak iltihaplanmasında uygun tedavi ile tamamen iyileşme olasılığı çok yüksektir.<br />
Çeşitli kişisel nedenlerle bazı çocuklarda sık tekrarlama veya tam iyileşmeme görülebilir. Bunlar geniz etinin büyük olması, östaki kanallarının dar olması, alerjik nezle, kronik sinüzit, kısmı bağışıklık eksikliği gibi nedenler olabilir. Kreş veya okul ortamı ile ilk karşılaşma döneminde genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı orta kulak iltihaplanmaları daha sık görülür. Orta kulak iltihaplanmasının kulağa dışarıdan su kaçması ile bir ilgisi yoktur.<br />
Akut orta kulak iltihaplanmasının çok sık tekrarlaması veya tam düzelmeyip orta kulakta sıvı (su) toplanması şeklinde süreklilik göstermesi durumunda bazen tedavi için kulak tüpü takılması gerekebilir. Kulak tüpü takılması, östaki borusu yoluyla orta kulağa giremeyen havanın dışarıdan direkt olarak girmesini sağlayan bir uygulamadır.</p>
<h3>KULAK TÜPÜ NASIL TAKILIR?</h3>
<p>Çocuklarda kulak tüpü takılması genel anestezi altında yapılır. Tek başına yapıldığı gibi bademcik ve/veya geniz eti alınması ile beraber de yapılabilir. Teknik olarak basit, sorunsuz ve ameliyat sonrası ağrısız bir işlemdir. Mikroskop ile bakılarak kulak zarına ufak bir delik açılır ve orta kulakta biriken iltihap çekilerek temizlenir. Açılan bu delik kendi haline bırakıldığında bir kaç hafta içinde kendiliğinden kapanır. Kapanmaması, uzunca bir süre zarda hava girebilecek bir yol kalması için deliğin ortasına küçük bir boru (tüp) yerleştirilir. İşlem tamamlanıp çocuk uyandığı anda işitme tama yakın normale dönmüştür.<br />
TÜP KULAKTA NE KADAR KALIR?<br />
Değişik tüp çeşitleri vardır. Standart tüpler 3-4 ay ile bir sene kadar kalırken, bazı tüpler 3-4 sene kadar hatta daha uzun kalabilirler. Standart tüpler bünye tarafından kendiliğinden atılırken, uzun ömürlü tüplerin muayene odası koşullarında veya ameliyathanede doktor tarafından alınması gerekebilir. Kulak tüpü takılmasının bilinen bir zararı yoktur. Nadiren tüpler atıldıktan sonra kulakta sıvı toplanması tekrarlayabilir ve yeniden tüp takmak gerekebilir. Bazen de tüp atıldığında yeri kapanmaz ve delik kalabilir. Bu durumda yeni bir müdahale ile deliğin tamir edilmesi (kapatılması) gerekebilir.</p>
<h4>TÜP RAHATSIZLIK VERİR Mİ?</h4>
<p>Kişi kulağında tüp olduğunu hissetmez. Nadiren yüksek seslerde hassasiyete neden olsa da bunu bir zararı yoktur. Tüpü bilinen zorluğu, kulakların sudan korunması gerektiğidir. Tüpler atılana kadar su kaçmasından sakınmak gerekir. Aksi halde enfeksiyona neden olabilir.<br />
KULAK TÜPÜ ÇEŞİTLERİ:<br />
Plastik, altın veya teflon gibi değişik malzemelerden değişik şekillerde yapılmış tüpler vardır. Hastanın durumuna göre doktorunuz tarafından tercih yapılır.<br />
Şekil:</p>
<p>KULAK TÜPÜ TAKILMASI:<br />
Şekil:</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GRİP VE SOĞUK ALGINLIĞI</title>
		<link>https://hakansoygur.com/grip-ve-soguk-alginligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:51:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=384</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element " >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p><strong>&#8211; Kış ayları ile artan hastalıklar nelerdir?</strong><br />
<strong>&#8211; Nezle, soğuk algınlığı ve grip nedir ?</strong><br />
<strong>&#8211; Bu hastalıklardan korunma yolları nelerdir?</strong><br />
<strong>&#8211; Grip neden önemlidir? Risk grupları kimlerdir?</strong><br />
<strong>&#8211; Grip aşısı yaptırmalı mıyız?</strong><br />
<strong>&#8211; Basit soğuk algınlığı çocuklarda neden daha önemlidir?</strong><br />
&#8211; Çocuklarda orta kulak iltihapları, alerji, geniz eti bağlantısı<br />
Grip etkeni olan influenza virüslerinin antijenik farklılıklarına göre A, B ve C olarak tanımlanan üç tipi bulunmaktadır. En sık pandemiye neden olan influenza A suşları, yüzeylerinde yer alan hemaglutinin (H) ve nöraminidaz (N) glikoproteinlerinin antijenik yapılarına bakılarak alt tiplere ayrılmaktadır; buna göre günümüzde 16 H(H1-H16) ve 9 N (N1-N9) tipindeki influenza A suşlarının varlığı tanımlanmıştır (144 olası alt tür) . Bugün için insanlarda özellikle H1, H2, H3 (ender olarak H5 ve H9) ile N1 ve N2 tiplerinin kombinasyonları görülmektedir.<br />
Antijenik drift (Kendi içinde ufak mutasyonlar) ve antijenik shift (bir başka virüsle antijen değiştirerek yeni bir tür oluşturma) özellikleri önemli bu virüslerin.<br />
Avian İnfluenza: Kuş Gribi: H5N1</p>
<p>Grip hastalığı dünyada her yıl 250 ile 500 bin arasında kişinin ölümüne yol açıyor.<br />
Hastalıktan korunmanın en etkili yolu C vitamini ve grip aşısı. Ancak Türkiye&#8217;de &#8216;risk altında&#8217; yaklaşık 25 milyon kişi bulunmasına karşın, sadece 20 kişiden biri aşı oluyor.</p>
<p>Her yıl dünya nüfusunun yüzde 5-15&#8217;ini etkileyip işyerlerinde zaman kaybına yol açan grip, ABD&#8217;ye yılda 12 milyar dolara mal oluyor.</p>
<p>. Esas olarak grip virüslerinin tamamı kuşlardan köken almaktadır. İnfluenza A (H1N1) virüsü domuzlar arasında görülen grip virüslerine çok benzediği için &#8220;domuz gribi&#8221; olarak adlandırılmıştır.<br />
• H1N1 gribi yeni bir hastalık mıdır?<br />
Klinik olarak bildiğimiz gripten farklı bir hastalık değildir fakat seyri daha ağır olabilir. Ancak bu yeni ortaya çıkan A (H1N1) olarak adlandırdığımız grip virüsü Pandemiye yol açması nedeniyle Pandemik Grip olarak da adlandırılmaktadır. A (H1N1) Gribi ilk olarak Meksika ve ABD&#8217;de görülmüş, daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır<br />
Kıtalararası yayılım gösteren salgınlar &#8220;Pandemi&#8221; olarak adlandırılır.<br />
Grip hastalığına yol açan &#8220;İnfluenza virüsü&#8221; şaşılacak derecede mutasyon (genetik değişim) geçirebilme yeteneğine sahiptir. Her yıl küçük değişiklikler gösterir. Bu küçük değişikliklerin yanında her 30-40 yılda bir büyük bir mutasyon geçirir ve sonuçta tanımadığımız yeni bir virüs alt tipi ortaya çıkar. H1N1 virüsü de insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin bir karışımıdır ve genetik değişimi bir domuz hücresinde meydana gelmiştir. İnsanlar bu yeni tipe karşı bağışık olmadığı için hızlı bir yayılım göstererek büyük salgınlara (pandemilere) yol açar. Geçtiğimiz yüzyılda 3 büyük pandemi (1918, 1957, 1968) yaşanmıştır.<br />
• H1N1 gribinin özellikleri nelerdir?<br />
Pandemik grip virüslerinin en önemli özellikleri mevsimsel gribe göre atak hızının daha yüksek ve bulaşıcılığının daha fazla olmasıdır. Yeni A (H1N1) gribinin önemli bir özelliği özellikle genç erişkinlerde (10-45 yaş arası) daha çok görülmesidir. Bugün için hastalık genel olarak mevsimsel gripte olduğu gibi hafif semptomlarla seyretmekle birlikte, hamilelerde ve altta yatan hastalığı olanlarda daha ciddi klinik tabloya neden olmakta, hatta mevsimsel griptekinden daha ölümcül de olabilmektedir.<br />
• H1N1 gribi mevsimsel gribe benzer seyrettiği halde neden endişeye yol açmaktadır?<br />
İnfluenza virüsü sürekli kendini değiştirmektedir. Pandemi başladıktan sonra da virüsün mutasyona uğraması mümkündür ve bu durum endişe vermektedir. Nitekim, 1918 pandemisi (İspanyol gribi) yaklaşık 18 ay sürmüş ve başlangıçta hafif seyretmesine rağmen birkaç ay içinde ölümcül hale gelerek 50 milyon insanın ölümüne yol açmıştır. Günümüzde eşdeğer şiddette bir pandemi yaşanırsa dünya çapında 62 milyon insanın öleceği tahmin edilmektedir. Virüsün kendisinin mutasyona uğraması dışında korkulan bir başka durum ise bir insan veya hayvanın aynı anda iki ayrı tip virüse maruz kalması ve bu virüsler arasında gen değişimi ile yeni bir öldürücü virüsün ortaya çıkması. Öldürücülük potansiyeli yüksek fakat bulaştırıcılığı düşük kuş gribi virüsü ile bulaştırıcılığı yüksek fakat öldürücülüğü düşük domuz gribi karşılaşırsa ortaya öldürücülüğü yüksek ve hızla bulaşan yeni bir virüs alt tipi ortaya çıkabilir.<br />
• Hastalığa yakalanan kişiler ne kadar süreyle bulaştırıcıdır?<br />
Kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdırlar. Kişilerin hastalık belirtileri devam ettiği sürece potansiyel bulaştırıcı olarak kabul edilmelidir.<br />
• Gripten kendimizi nasıl koruyabiliriz?<br />
Aşağıda belirtilen çeşitli kişisel basit önlemler ile sadece gripten değil, grip gibi damlacık yoluyla bulaşan tüm hastalıklardan kendimizi korumamız mümkündür. Ancak, esas en etkili korunma yolu aşılamadır.<br />
o Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu tek kullanımlık kağıt mendil ile kapatınız. Mendili kullandıktan sonra çöp sepetine atınız. Mendil yoksa kolunuzun içine hapşırınız.<br />
o Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Su ve sabuna ulaşamadığınız yerlerde alkol içeren el dezenfektanları kullanabilirsiniz.<br />
o Ellerinizi yıkamadan gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız.<br />
o Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırınız.<br />
o Hasta olanların ziyaretine gitmeyiniz, bir metreden daha yakınında bulunmayınız, mecbur kalırsanız tıbbi maske kullanınız.<br />
• Hastalanırsam ne yapmalıyım?<br />
Gribe yakalanırsanız veya hastalık belirtileri gösterirseniz, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat ediniz. Hastalığı bulaştırmamak için mümkün olduğunca çevrenizdeki kişilerden uzak durunuz. Dışarı çıkmak zorunda kalırsanız tıbbi maske takınız. Ancak ciddi hastalık belirtileri olursa, doktora gidiniz.<br />
• Ne zaman sağlık kuruluşuna gideyim?<br />
Solunum sıkıntısı, sık sık nefes alıp verme, bilinç bulanıklığı, aşırı ishal ve kusma, aşırı halsizlik gibi belirtiler olduğunda veya 3 günden uzun süredir ateş devam ettiğinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna gidiniz.<br />
• Çocuğumu ne zaman sağlık kuruşuna götüreyim?<br />
Hızlı veya zor nefes alma, vücutta solgunluk ya da morarma, beslenememe, yeterli sıvı alamama, uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil, aşırı huzursuzluk, ateşle beraber döküntü görülmesi, grip benzeri bulgular düzelirken yeniden ateş ve şiddetli öksürüğün başlaması durumunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna götürünüz.<br />
• H1N1 gribinin tedavisi var mıdır?<br />
Gripli hastaların pek çoğu ilaçsız olarak iyileşmektedir. Hafif şikayetleri olan hastalar için destek tedavisi ve istirahat yeterlidir. Ancak ciddi hastalık belirtisi olan hastaların hastaneye yatırılarak antiviral ilaç başlanması gereklidir. Ciddi hastalık belirtisi olmasa da risk grubunda bulunan hastalara da ayaktan doktor kontrolünde antiviral ilaç başlanabilmektedir. Antiviral ilaçlar, doktor tarafından önerilmedikçe, reçetesiz olarak kullanılmamalıdır<br />
• Koruyucu olarak antiviral ilaç kullanmanın faydası var mı?<br />
Hayır. Artık koruyucu amaçlı ilaç kullanımı bırakılmıştır.<br />
• Hastalanırsam bebeğimi emzirebilir miyim?<br />
Hasta olsanız bile emzirmeyi kesmemelisiniz. Ancak emzirme sırasında bebeğinize hastalığı bulaştırmamaya dikkat etmelisiniz. Bunun için el yıkamak ve emzirme sırasında maske takmak önemlidir. Eğer emziremeyecek kadar hastaysanız, pompa ile sütünüzü bir biberona sağıp bebeğinize verilmesini sağlayınız.</p>
<p>Grip salgını tüm hızıyla sürüyor. Basit bir virüs enfeksiyonu olmasına rağmen tıp henüz gribin çaresini bulabilmiş değil. Evet bazı antiviral tedavi yöntemleri mevcut ama hem etkinlikleri tartışmaya açık hem de Amerikan Pediatri Akademisi sadece belirli durumlarda kullanılmasını öneriyor. Biz doktorlara da “Grip/nezle olmuşsunuz. İlaçla bir haftada, ilaçsız 7 günde iyileşirsiniz” demek düşüyor.<br />
Bu durumda grip olmamak için alınabilecek önlemleri almak, grip olduğumuz zaman da mümkün olduğu kadar doğal yöntemlerle atlatmaya çalışmak bence en iyisi. İşte size bilim dünyası tarafından desteklenen gripten korunma yolları ve grip için doğal çözümler. Ama isterseniz öncesinde ”grip nedir, nasıl tedavi edilir, çocuğumuzun grip olduğunu nasıl anlarız? sorularının cevaplarını arayalım.<br />
H3N2 nedir?<br />
Influenza A (H3N2) virüsü, insan, kuş ve domuz kökenli genleri içeren bir grip virüsüdür. Tüm grip virüsleri gibi bir RNA virüsüdür ve ortomikso virüs ailesindendir. Ve mevsimsel grip etkenleri arasında en ağır hastalığa yol açan virüstür.<br />
Grip belirtileri nelerdir ?<br />
• Yüksek ateş<br />
• Kas, eklem ağrısı<br />
• Emmeme/iştahsızlık<br />
• İshal<br />
• Huzursuzluk<br />
• Burun akıntısı<br />
• Göz yaşarması<br />
• Titreme<br />
• Kusma<br />
Grip, hafif ateşli bir üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde olabileceği gibi hızla ilerleyerek zatürre, solunum sıkıntısı, solunum yetmezliği gibi durumlara yol açabilir.</p>
<p>Grip nasıl tedavi edilir?<br />
Gribin özgün bir tedavisi yoktur. Hastaların çoğu, 7-10 günde kendiliğinden ve komplikasyonsuz iyileşir. Hastalığı hafif ve komplikasyonsuz geçiren çocukların hastaneye yatmasına gerek yoktur.<br />
Hastanın yeterli sıvı alması çok önemlidir. Yüksek ve sebat eden ateşi olan çocuklarda ateş düşürücü kullanılabilir. Reye sendromu denen, karaciğer yıkımıyla seyreden ağır bir duruma yol açabileceğinden grip geçiren çocuklara aspirin kullanılmamalıdır. Grip tedavisinde antibiyotiklerin yeri yoktur. Aşağıdaki durumlarda doktorunuzun da önerisiyle antiviral tedavi başlanabilir.<br />
Antiviral tedavi kimlere başlanabilir?<br />
• Hafif /orta şiddette ve komplikasyonsuz gripte antiviral tedavi önerilmez.<br />
• Hastaneye yatışı gereken hastalara<br />
• Hastalığı ilerleyici karakterde olan hastalara<br />
• Beraberinde komplikasyon gelişmiş hastalara<br />
• Ağır hastalık için risk grubunda olan hastalara ( 2 yaşından küçük bebekler, astım ve şeker hastaları, kardiyolojik, nörolojik, metabolik, bağışıklık sistemi hastalığı olanlara, karaciğer ve<br />
böbrek hastalarına, 19 yaşından küçük olup aspirin tedavisi alanlara)<br />
Antiviral tedavi mümkünse hastalık semptomları başladıktan sonra en kısa zamanda başlanmalıdır. Hastalık semptomlarının başlamasının üzerinden 48 saatten fazla süre geçmiş olsa dahi hastalar antiviral tedaviden fayda görebilirler. Ancak ilk 48 saat içinde antiviral tedaviye başlandığında antiviral etki daha yüksek olmaktadır.<br />
Gripten Nasıl Korunuruz?<br />
• Risk grubundaki çocuklara grip aşısını yaptıralım. Amerikan Pediatri Akademisi 6 aydan büyük tüm çocukların ama özellikle de astım, şeker, nörolojik hastalığı, bağışıklık sistemi bozukluğu olan yani ciddi grip geçirme riski olan kişilerin ve bunların yakın çevresinin aşılanmasını önermekte. Bunun yanında sağlık personeli ve 6 aydan küçük çocukların yakın çevresi, tüm hamile ve hamilelik planlayan, emziren kadınları da aşılanması gereken grup olarak belirtmekte. Ülkemiz Sağlık Bakanlığı önerileri de benzer yönde. Grip aşısı yaptırırken her tıbbi girişimin/ilacın ciddi yan etkileri olabileceğini aklınızda tutarak, doktorunuzla konuşarak ve çocuğunuzun gerçeklerini göz önüne alarak,risk/fayda analizi yaptıktan sonra karar verin.<br />
• Gripten korunmanın yolları arasından en önemlisi el hijyenine dikkat etmektir. Çocuklara en az 20 saniye sabun ve su ile ellerini yıkaması gerektiği öğretin ve gün içinde sıkça yıkamasını sağlayın. Eğer okula/kreşe gidiyorsa el yıkama kurallarına okulda da uyulması gerektiğini öğretmenine hatırlatın. Yaşanan ortamın nemi iyi ayarlanmalı. Kuru hava, solunum yollarında bulunan ve mikropları yakalama fonksiyonu olan, silia adı verilen tüycüklerin işlevini azaltır. Çocuğunuzun odasında kaloriferin/ sobanın üzerine su dolu kaplar koyabilirsiniz veya bu amaçla satılan ürünleri kullanabilirsiniz. Kapalı, havasız ortamlarda hastalığın yayılımı daha kolay olacağından evi, odasını sık sık havalandırın, alışveriş merkezleri, toplu ve kapalı oyun ortamlarından bir süreliğine uzak durun. Hasta olduğu bilinen veya öksürük, hapşırık gibi belirtileri olan kişilerle çocuğunuzun mümkün olduğunca temas etmemesini sağlayın.<br />
• Çocuğunuza öksürürken ve hapşırırken, ağzını ve burnunu elinin tersiyle veya bir kağıt mendil yardımıyla kapatmasını öğretin. Ve öksürük-hapşırık sonrasında ellerini yıkamasını hatırlatın.<br />
Ellerin göz, yüz, ağız ve buruna temasını önlemeye çalışın. Grip vücudumuza yüz, göz, ağız ve burundan giriş yapar.<br />
• C vitamini, A vitamini, omega3, omega 6, bağışıklık sisteminin sağlıklı işlev görmesini sağlar. Zengin bir C vitamini kaynağı olan kiviyi, omega 3 kaynağı olan ceviz, balık ve fındığı çocuğunuzun dietinden eksik etmeyin.<br />
• Demir, çinko ve D vitamini eksikliği gribe yakalanmayı kolaylaştırır. Çocuğunuzda demir, çinko ve D vitamini eksikliği olmadığından emin olun.<br />
• Çocuğunuzun uykusunu iyi almasına özen gösterin. Uykusuzluk bağışıklık sisteminin zayıf düşmesine neden olarak, gribe yakalanmayı kolaylaştırır.</p>
<p>KIŞ AYLARINDA BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRECEK BESİNLER:<br />
1.BROKOLİ<br />
İçerdiği sulforan maddesi ile antioksidan aktivite gösterir ve bağışıklık sistemini uyarır. C vitamin ve E vitamini bir arada içerdiği için bağışıklığı kuvvetlendirir.<br />
2.YAĞLI BALIKLAR<br />
Somon, sardalye gibi yağlı balıklar vücutta iltihapları önler. Mikroplarla savaşarak bağışıklığı yükseltir.<br />
3.PORTAKAL<br />
C vitamininin en zengin kaynağı, diğer turunçgillerle birlikte kışın en favori meyvelerinin başında geliyor.<br />
4.YEŞİLÇAY<br />
En önemli bitkisel antioksidanlardan kateşin ve polifenol içerdiği için immun sistem üzerinde çok etkilidir, hatta grip virüsünün vücutta yayılmasını önlediği saptanmıştır.<br />
5.YUMURTA<br />
A vitamini ve betakarotenden zengin beslenme, iyi kaynaklı protein alımı ve yeterli çinko almak bağışıklık sistemini güçlendirmek için başlıca ilkelerdir. İşte bu üç ilkeyi de fazlasıyla içinde barındıran besin ise; yumurta!<br />
6.BALKABAĞI<br />
C vitamini ve E vitamini zengini, demir, potasyum gibi mineraller ve antioksidanlar içerir. Bağışıklık sistemininde görevli hücreleri güçlendirir.<br />
7.TAZEKIRMIZIBİBER<br />
İçindeki C vitamini ve Beta karoten gibi vitaminler ve diğer fitokimyasallar, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Çok az sebzede olan E vitaminini de içerir.<br />
8.ISPANAK<br />
Ispanak bağışıklık sisteminin süper besinlerinden.. A,B,C,E vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, quarcetin hepsi bir arada bulunur. Enfeksiyonları önleyip, bağışıklığı güçlendirir.<br />
9.DOMATES<br />
Domates de bir diğer süper besin Serbest radikaller, kalp damar hastalıkları ve kanser ile savaşır. Dikkat etmeniz gereken nokta; domatesin tüm bu yararlarını görmek için mevsiminde tüketin.<br />
10.YOĞURT<br />
Probiyotikler, zararlı bakterileri yok ederek, bağışıklık sistemini güçlendirirler. Aynı zamanda doğal antibiyotik görevi yapıp bağırsak sistemini korurlar.</p>
<p>1. Su bütün besinleri ve atıkları vücutta kan ve lenf sıvıları yoluyla taşıyan bir çözücüdür. Günde en az iki litre su içmek besinlerin hücrelerimize nüfuz etmesine, atıkların boşaltılmasına, bizi hasta eden bakterilerin ve virüslerin etkisiz hale gelmesine yardımcı olur. Aynı zamanda bol su içmek kanın bütün hücrelere yeterli oksijeni taşımasını sağlar. Bu da vücudunuzun tüm sistemlerinin yeterli şekilde çalışması demektir. Organ ve kaslarınız en iyi şekilde çalışırsa bağışıklık sisteminiz de en iyi hale gelir.<br />
2. Paketlenmiş ve işlenmiş hazır gıdaların, kafeinin, alkolün ve sigaranın fazla tüketimi bağışıklık sistemini tehlikeye sokan zararlı alışkanlıklardır. Bunları azaltarak yerlerine tam gıdalar, ekinezya ve ginseng gibi bitkisel çaylar, taze meyve ve sebze suları koyun. Bu şekilde bağışıklık sisteminize ve vücudunuzun işleyişine destek verin.<br />
3. Kış mevsiminde meyve tüketimi çok önemli çünkü bu mevsimin meyveleri özellikle C vitamininden zengin, vücut direncini arttırıcı özellikteki meyvelerdir. Sebze sevmeyen çocuklar için, sebzeleri blenderden geçirip sebze çorbası ya da sebzeli köfte hazırlayıp tüketmesini sağlayabilirsiniz.<br />
4. Uyku düzenine dikkat etmelisiniz. Düzensiz ve az uyuyan kişilerin özellikle de çocukların vücut direnci zayıfladığı için hastalıklara yakalanması daha kolay olmaktadır. İnsan vücudunun aslında bir iç saati vardır. Beyin, karaciğer, akciğerler hatta kaslarının bile sorunsuz çalışabilmesi için sıcaklığı kontrol edebilmesi ve homonları salabilmesi gerekmektedir. Uykusuz kalmak vücudun bunları yapmasını zorlaştırır.<br />
5. Sonbaharda hava aniden kuruyarak solunum yolu hastalıklarına davetiye çıkarabilir. Viral olan bütün hastalıklar, ani ısı düşmesiyle ortaya çıkar. Kuru ortam ve hava kirliliği ile bütün virüsler hızla çoğalır. Bu nedenle, kirliliğin yoğun olduğu günlerde yanınızda atkı ya da ağzınızı kapatabilecek bir nesne bulundurmalı ve mümkünse ağız yerine burundan nefes almalısınız.<br />
6. Grip aşısı yaptırmadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Sonbaharda nezle, grip gibi viral enfeksiyonlar daha sık görüldüğünden özellikle yaşlı, çocuk ve kronik hastalığı olanların grip aşısı yaptırması önerilir.<br />
Grip aşısı bağışıklık sistemini çalışmaya teşvik eder. Bir bakıma aşı, vücudunuza virüsü nasıl tanıyacağını ve nasıl virüse karşı savaşacağını öğretir. Vücudunuz gerçek virüsle karşılaştığında ise aşıdan dolayı virüsü çabucak tanır ve vücut kendini savunabilir.<br />
7. Taze sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini, bağışıklığı güçlendiren en önemli kaynaklardan biri. Sonbaharda yetişen yeşil soğan, pırasa, kereviz gibi sebzeler, C vitamini ve antioksidan açısından oldukça zengin. Bu aylarda, içinde bağışıklığı güçlendirecek çinko maddesi bulunan bezelye, kestane, ceviz ve fındığın da tüketilmesi önerilir.<br />
8. Bağışıklık sistemini yorduğu için mevcut hastalıkların ihmal edilmeden tedavi ettirilmesi gerekir. Özellikle kronik hastalığı olanlar, yaşadıkları en ufak bir şikâyette bile doktorlarına danışmalılar.<br />
9. Beslenme sırasında alınacak besinlerin türü önemlidir. Kış aylarında metabolizma zayıflar ve bu nedenle enfeksiyonlara karşı direnç oluşur. Özellikle protein grubu, çocuklar için çok yararlı besin öğeleri içerir. Hayvansal gıdalardan elde edilen proteinler arasında et, süt ve yumurta bulunur.<br />
10. Antibiyotikler sadece bakteriyel enfeksiyonları tedavi eder. Gereksiz şekilde antibiyotik almak sağlığınız için tehlikeli olur ve antibiyotiğe karşı olan direncinizi yükseltir. Bu da gerçekten o antibiyotiğe ihtiyaç duyacağınız zaman işlevsizleşmesine neden olur. Dolayısıyla doktor önerisi olmadan, gereksiz kullanılan antibiyotikler vücutta dirençli mikropların gelişimine yol açabilir.</p>
<p>Grip Nedir? Gripten Korunma</p>
<p>Grip, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır.<br />
Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varılabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Bu kadar ciddi tablolar yol açan grip, halk arasında çok sık olarak soğuk algınlığı ile karşılaştırılmaktadır.<br />
Soğuk algınlığı, ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahatı gerektirmeyen bir hastalıktır ve grip ile kesinlikle karşılaştırılmamalıdır.</p>
<p>GRİP NASIL BULAŞIR?<br />
Gribe yol açan Influenza virüsü çok kolay ve hızlı bulaşır. Başlıca bulaşma yoları, öksürük ve hapşırık ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile bulaşması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile bulaşmadır.</p>
<p>GRİP HASTALIĞININ TEDAVİSİ<br />
Grip hastalığının tedavisi, ortaya çıkan belirtilerin tedavisi şeklindedir. Ateşin düşürülmesi, burun akıntısının giderilmesi, halsizlik ve kırgınlığın giderilmesi şeklinde tedavi düzenlenir ve yatak istirahatı önerilir.</p>
<p>GRİPTEN KORUNMA<br />
Gripten korunmanın başlıca yolu vücut direncinin düşmesini engellemekten geçer. Bu nedenle mevsim özelliklerine uygun giyilmeli, bol sulu gıdalar, taze meyve ve sebze tüketilmelidir. Hastalar ile yakın temastan, ortak eşya kullanımından kaçınılmalıdır.</p>
<p>KİMLER RİSK ALTINDA?<br />
Dünya Sağlık Örgütü,TC. Sağlık Bakanlığı tarafından, çeşitli gruplar gribin olumsuz etkileri açısından risk grubu olarak tanımlanmaktadır. Sağlık otoriteleri, aşağıdaki gruba giren kişilerin her yıl aşılanmasını &#8220;mutlak&#8221; önermektedir.<br />
Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:<br />
• 65 yaşından büyük kişiler<br />
• Şeker hastaları (diyabet)<br />
• Astım hastaları<br />
• Kronik akciğer hastaları (Bronşit v.b)<br />
• Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları)<br />
• Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ( kronik kan hastalığı- hemoglobinopati- olanlar, kanser hastalığı, immunsupresif kullananlar)<br />
• Huzurevi, bakımevi v.b ortamlarda yaşayanlar</p>
<p>Bazı kişilerin grip aşısı olmaması gerekir. Bunlar:<br />
• 6 aydan küçük bebekler<br />
• Yumurtaya karşı anafilaktik tarzda alerjisi olanlar (yumurta yediğinde alerjik şoka girenler)<br />
• Hamileliğin ilk 3 ayı içinde olan bayanlar (ancak doktor tarafından kesin gerekli olduğu tespit edilirse grip aşısı olabilirler)</p>
<p>Grip aşısı Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün koordinasyonu ile bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesi sonucu geliştirilmekte ve aşının tipi de bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değişmektedir. Grip aşısı, vücutta 1-2 hafta içinde koruyucu düzeye erişir. Eğer aşı, içerdiği virüs tipleri, salgınlara neden olan virüs tipine benzerse, sağlıklı erişkinlerde yaklaşık %70 oranında etkilidir. Yukarıda saydığımız riskli grupta ise, hastalıktan korunma oranı %50&#8217;ye düşmektedir.<br />
Bu nedenden dolayı Grip Aşısı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece risk taşıyan kişiler ve temaslıları için önerilmektedir!<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
Gribe Yakalanmamak İçin Dikkat Etmemiz Gereken Hususlar</p>
<p>• Sabun ve su ile ellerinizi sık sık yıkayınız.<br />
• Bulaşma yollarından olan ağız, burun ve gözlere kirli ellerle temas etmekten kaçınınız.<br />
• Yüzeyleri sık sık temizleyiniz.<br />
• Yeterli ve dengeli besleniniz.<br />
• Hasta kişiler ile yakın temastan kaçınınız. Kapalı ve kalabalık ortamları sık sık havalandırınız.<br />
• Herhangi bir risk grubunda iseniz grip aşısı yaptırınız. (içerisinde bulunduğumuz hafta itibariyle halen grip aşısı yaptırılması mümkündür ve risk gruplarının grip aşısı reçete edildiğinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaktadır).</p>
<p>Gribe karşı daha dikkatli olun<br />
• 65 yaş ve üzerindeki kişiler,<br />
• Yaşlı bakımevi ve huzurevinde kalan kişiler,<br />
• Astım dahil olmak üzere kronik akciğer ve kalp-damar sistemi hastalığı olanlar,<br />
• Şeker hastaları,<br />
• Kronik böbrek yetmezliği olanlar,<br />
• Kan hastalığı olanlar,<br />
• Bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar,<br />
• 6 ay &#8211; 18 yaş arasında olup uzun süreli aspirin kullananlar.<br />
• Sağlık çalışanları,<br />
• Toplu alanlarda çalışanlar ve yaşayanlar</p>
<p>Grip olunca yapılması gerekenler<br />
• Yukarıda sayılan hastalık risk gruplarındaysanız veya 65 yaş üzerindeyseniz hekime müracaat ediniz. Erken başlanan (ilk 48 saat) antiviral tedavi gribi önler.<br />
• Ayrıca grip geçirdiğinizde belirtileriniz ağırlaşırsa (nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı, yüksek ateş, öksürük gibi belirtilerin ortaya çıkması) bir hekime başvurunuz ve tavsiyelerine göre gerekli ilaçları kullanınız.<br />
• Antibiyotikler gribi tedavi etmezler bu nedenle hekim tavsiyesi dışında antibiyotik kullanmayınız.<br />
• İstirahat ediniz.<br />
• Bol sıvı tüketiniz.<br />
• Hastalığı bulaştırmamak için mümkün olduğunca diğer insanlarla teması sınırlandırınız.<br />
• Aksırma ve öksürme esnasında burun ve ağzı kağıt mendille kapatınız ve kullanılan kağıt mendili çöp kutusuna atınız. Kağıt mendil yoksa kol içi ile ağız ve burnunuzu kapatınız.</p>

		</div>
	</div>
</div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUKLARDA BURUN KANAMALARI</title>
		<link>https://hakansoygur.com/cocuklarda-burun-kanamalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:48:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=381</guid>

					<description><![CDATA[Burun kanaması hemen hemen hepimizin hayatı boyunca bir veya birkaç kere karşılaştığı bir durumdur. Bunların çoğu herhangi bir tıbbi müdahale gerektirmeden kendiliğinden durabilen kısa süreli kanamalardır. Kanama halinde neler yapılacağını bilmek çok önemlidir. Burun kanaması bebeklerde ve yetişkinlerde az görülür. 5-15 yaş arası çocuklarda ve yaşlılarda ise daha ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/cocuklarda-burun-kanamalari/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burun kanaması hemen hemen hepimizin hayatı boyunca bir veya birkaç kere karşılaştığı bir durumdur. Bunların çoğu herhangi bir tıbbi müdahale gerektirmeden kendiliğinden durabilen kısa süreli kanamalardır. Kanama halinde neler yapılacağını bilmek çok önemlidir.<br />
Burun kanaması bebeklerde ve yetişkinlerde az görülür. 5-15 yaş arası çocuklarda ve yaşlılarda ise daha sık görülür. Çocuklardaki kanamalar genellikle burun ön kısmındaki kılcal damarlardan olur. Burun giriş kısmından 1 santim kadar içeride kılcal damarların adeta yumak yaptığı, bir örümcek ağı gibi dallandığı bir bölge vardır. Buradaki kılcal damarlar dış tesirlerle kolayca çatlar ve kanarlar. Özellikle yazın sıcak &#8211; kuru havalarında ve kışın soğuk sert havalarında buradaki deri kuruyan toprak gibi gerilir ve içindeki kılcal damarlar çatlayıp kanar. Bazı çocukların burun girişindeki kılcalları daha hassas olur ve ergenliğe kadar sık sık kanamaları olabilir. Yaşlılarda ve tansiyonu yüksek olanlarda ise genellikle burun arka tarafından ve şiddetli kanamalar şeklinde olur.</p>
<h3>KANAMA NEDENLERİ:</h3>
<p>&#8211; Aşırı sıcak veya soğuk hava koşulları, hava kuruluğu<br />
&#8211; Ateşli hastalıklar<br />
&#8211; Burun karıştırma alışkanlığı<br />
&#8211; Buruna olan çarpmalar<br />
&#8211; Nezle, grip, sinüzit gibi iltihabi durumlar<br />
&#8211; Aspirin vb kan sulandırıcı kullanmak<br />
&#8211; Kanda pıhtılaşma maddelerinin az olması<br />
&#8211; Bazı kan hastalıkları<br />
&#8211; Burun kılcal damarlarında yapısal bozukluklar<br />
&#8211; Yüksek tansiyon</p>
<p>Bilinmelidir ki, burun kanaması “beyinden” gelen bir kanama değildir. Bir diğer önemli husus, burun kanaması beyin kanamasını önlemez. Yani burun kanamaları ile beyin kanamalarının hiç bir ilgisi yoktur. Bir başka deyişle burun kanamaları beyin kanaması için bir sigorta değildir. Ancak tansiyonu çok yükselen kişilerde burun kanaması olsa da olmasa da beyin kanaması olabileceği bilinmelidir. Burada esas olan tansiyonun düşürülmesidir.</p>
<h3>TEDAVİ:</h3>
<p>&#8211; Sümkürerek burun temizlenir,<br />
&#8211; Kanayan tarafa içeri kaçmayacak büyüklükte bir pamuk tampon koyulur,<br />
&#8211; Burun kanatlar en az 3 dakika sıkılarak kanama durdurulmaya çalışılır,<br />
&#8211; Hasta oturur durumda olmalıdır. Çok öne eğilmek veya yatmak doğru değildir.<br />
&#8211; Burun üzerine veya enseye soğuk uygulama yapmak faydalıdır.<br />
&#8211; Kanama durduktan 1 saat sonra pamuk yavaşça çıkartılmalıdır.<br />
&#8211; Kanama bu şekilde durmuyorsa veya genizden boğazına geliyorsa doktora gitmek gerekir.<br />
&#8211; Burun kanaması geçiren veya sık sık burnu kanayan kişiler sıcak ve güneşli saatlerde dışarı çıkmamalı, ağır iş yapmamalı, aspirin gibi kan sulandırıcıları kullanmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANİ İŞİTME KAYBI</title>
		<link>https://hakansoygur.com/ani-isitme-kaybi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:46:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=378</guid>

					<description><![CDATA[Ani işitme kaybı, kulak burun boğazın önemli acil rahatsızlıklarındandır. Daha önce herhangi bir rahatsızlığı olmayan bir kişide birden başlayan ve birkaç saat ile birkaç gün içinde yerleşen bir işitme kaybı söz konusudur. Rahatsızlık genellikle tek bazen de çift taraflıdır. İşitme kaybının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bir çok neden ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/ani-isitme-kaybi/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ani işitme kaybı</strong>, kulak burun boğazın önemli acil rahatsızlıklarındandır. Daha önce herhangi bir rahatsızlığı olmayan bir kişide birden başlayan ve birkaç saat ile birkaç gün içinde yerleşen bir işitme kaybı söz konusudur. Rahatsızlık genellikle tek bazen de çift taraflıdır.</p>
<p>İşitme kaybının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bir çok neden ileri sürülmüştür.  Bir çok vakada ani işitme kaybından önceki günlerde geçirilen bir gripal enfeksiyon öyküsü vardır. Ayrıca özellikle kabakulak ve kızamık hastalığının iç kulağa yerleşebildiği  ve kalıcı sağırlıklar yapabildiği iyi bilinmektedir.</p>
<p>Bir diğer suçlanan neden ise iç kulağa kan taşıyan damarlarda dolaşım bozukluğu olması ve yeterli kan beslenmesinden yoksun kalan kulakta işitme hücrelerinde tahribat ve sağırlık meydana gelmesidir. Bunların dışında şiddetli gürültü ve ani basınç değişimlerinin de işitme kaybı yapabildiği bilinmektedir.</p>
<p>İşitme kaybı bazen dakikalar hatta saniyeler içinde gelişir. Sağlam yatıp sabaha sağır kalkanlar olduğu gibi, telefonla konuşurken birkaç saniye içinde işitme kaybı gelişenler de bildirilmiştir. İşitme kaybı başlarken genellikle kişi kulağında ortaya çıkan çınlama, uğultu ve aşırı gürültülerden şikayet eder ve “gürültüler geçse duyacağım” şeklinde şikayetini ifade eder. Bazı hastalarda işitme kaybının yanı sıra dengesizlik, baş dönmesi hatta bulantı ve kusma da vardır.</p>
<p>Ani işitme kaybında tahribata uğrayan kısım, gelen sesleri alıp beyine ileten “iç kulak”tadır. İç kulak bir “sinir” dokusudur ve bir zarar gördüğünde iyileşme özelliği çok zayıftır. Bu nedenle erken ve doğru teşhis ile erken tedavi çok önemlidir.</p>
<p>Ani işitme kaybından şüphelenildiğinde derhal bir işitme testi yapılarak teşhis doğrulanmalıdır. Daha önce işitmesi normal olan birinde saf ses ortalamasının (500-1000 – 2000 frekanslar) 30 Db ve daha fazla azalmış olması ile teşhis konur. Teşhis konduğuna ise hiç vakit kaybetmeden derhal tedaviye başlanmalıdır. Ne kadar erkenden tedaviye başlanırsa başarı şansı o kadar yüksektir. İşitme kaybı başladıktan sonra 3 günü geçen vakalarda tedavi şansı azalmakta, genellikle 10 günden sonra tatminkar bir düzelme sağlanamamaktadır. Ani işitme kaybı nadiren de olsa kulak ile beyin komşuluğundaki bazı ciddi rahatsızlıklardan da kaynaklanabilmektedir. Bu nedenle bu hastalarda mutlaka iyi bir araştırma yapılarak, ilerleyici bir beyin rahatsızlığı olup olmadığı saptanmalı, iç kulak ve beyin MR filmi çekilmelidir.</p>
<p>Teşhis konduktan sonra hasta duruma göre “hastanede yatırılarak” 7 – 10 gün kadar süren ve serum yoluyla uygulanan bir tedavi programına alınır. Hafif olgularda ayaktan da tedavi edilebilir. Tedavide temel ilaçlar kortizon ve antiviral ilaçlardır. Tedavi süresince işitme testleri tekrarlanarak tedaviye alınan cevap takip edilir. İşitme kaybı düzelse de çınlama uzun süre devam edebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALERJİK NEZLE</title>
		<link>https://hakansoygur.com/alerjik-nezle/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:45:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=375</guid>

					<description><![CDATA[ALERJİ NEDİR? Alerji, bağışıklık sisteminin bir takım yabancı maddelere beklenenden farklı veya fazla tepki vermesi olarak tanımlanabilir. Yabancı maddelere karşı vücudumuzun tepki vermesi, aslında bir savunma davranışıdır. Ancak bu durum aşırı olduğunda, tepki sırasında açığa çıkan bazı maddeler kendi vücudumuza zarar verebilir. Alerji kişisel bir özelliktir. Herkesin tepki ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/alerjik-nezle/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>ALERJİ NEDİR?</h3>
<p>Alerji, bağışıklık sisteminin bir takım yabancı maddelere beklenenden farklı veya fazla tepki vermesi olarak tanımlanabilir. Yabancı maddelere karşı vücudumuzun tepki vermesi, aslında bir savunma davranışıdır. Ancak bu durum aşırı olduğunda, tepki sırasında açığa çıkan bazı maddeler kendi vücudumuza zarar verebilir.<br />
Alerji kişisel bir özelliktir. Herkesin tepki verdiği madde farklı olabilir. Dahası, aynı kişi için de değişkendir. Yani uzun bir süredir alerjik olduğunuz bir maddeye karşı zamanla duyarlılığınız azalabilir, yeni maddelere duyarlı hale gelebilirsiniz. Birden fazla maddeye duyarlı kişiler genel olarak “ATOPİK” olarak isimlendirilirler.<br />
Toplumda görülme oranı %3-30 arasındadır. Çocuk yaş döneminde özellikle 2-7 yaş grubunda daha sık görülür. Bu yaş grubu çocukların henüz bağışıklıkları tam gelişmediğinden pek çok maddeye karşı aşırı tepki verebilirler. Öte yandan günümüzde çocukların eski akranlarına göre daha erken yaşta pek çok sentetik madde, kimyasal gazlar ve katkılı gıda ile karşılaşmaları da bunda etkendir.<br />
Alerjinin ailesel özelliği vardır. Tam bir genetik geçiş gösterilememiş de olsa, alerjik anne ve babanın çocuklarında görülme olasılığı daha fazladır.<br />
Alerjik tepki, alerjen maddenin vücuda giriş yolu ile bağlantılı belirtiler verir. Gıda alerjilerinde daha çok ciltte kabarma, kızarma ve kaşınma görülürken, solunum yoluyla alınan alerjenlerde gözlerde, burun ve boğazda, nefes borusu ve akciğerlerde belirtiler ortaya çıkar.<br />
Alerjik nezlesi olup da tedavi edilmeyen bireylerde astım gelişme olasılığı 7-8 kat daha fazladır.</p>
<h3>BELİRTİLER NELERDİR?</h3>
<p>Gözlerde sulanma, kaşınma ve kızarma; Burunda sık hapşırma, kaşınma, sulu akıntı, tıkanma ve koku almada azalma; Boğazda ve damakta kaşınma ve sıkışma hissi; Alt solunum yollarında inatçı öksürük ve nefes darlığı; Genel belirti olarak halsizlik ve yorgunluk, uyku bozukluğu, dikkat eksikliği ve akademik başarıda düşüş gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtilerin hepsi aynı kişide görülebileceği gibi, sadece bir veya birkaçı da olabilir.<br />
Alerjik nezlede sabah saatlerinde veya güneşe çıkınca başlayan ard arda pek çok kez hapşırma tipiktir.<br />
Belirtiler kesintili ve 4 haftadan kısa oluyorsa aralıklı (intermittant), 4 haftadan uzun sürüyorsa süreğen (persistan) olarak adlandırılır.<br />
Günlük pratiğimizde, bahar mevsiminde belirginleşen durumlar “Mevsimsel Alerjik Rinit” (bahar nezlesi, saman nezlesi), yıl boyu devam eden durumlar “Perenial Alerjik Rinit” olarak adlandırılır.<br />
Mevsimsel alerjide etken genellikle polenler olurken, yıl boyu devam edenlerde ev tozu akarları (mite), küf mantarları, hayvan tüyü gibi ev içi alerjenler etkendir.<br />
6-7 yaş öncesi çocuklarda etkenler genellikle ev tozları ve küf mantarlarıdır. Her hangi bir ateşli hastalık belirtisi olmayan çocuklarda inatçı sulu burun akıntısı, koşunca veya gece yattıktan bir süre sonra başlayan inatçı ve boğulurcasına öksürüklerde alerji mutlaka düşünülmelidir. Çocuklardaki bu inatçı öksürük astımı taklit eder. Ancak, kronik bir astım olmayıp, çoğu zaman alt solunum yolu hassasiyeti (bronşial hiperreaktivite) olarak tanımlanır. Eğer bu durum zamanında tanınıp düzenli tedavi edilmezse astım gelişme şansı oldukça yüksektir.</p>
<h3>
<strong>NASIL TEŞHİS EDİLİR?</strong></h3>
<p>Alerjik nezle tanısı öncelikle anamnez, yani hastanın anlattıkları ile konur. Muayenede burun içi mukozasının soluk beyaz renkte ve aşırı ödemli olması, sulu akıntı görülmesi, burun dışında alerjik selam adı verilen çizgilenme olması, göz altlarının hafif morarmış görünümü alerjiyi destekler.<br />
Teşhis için bazı kan ve deri testleri, burun akıntısı incelenmesi yapılabilir. Bu testlerin bazılarının pozitif çıkması, kişiyi mutlaka alerji hastası yapmayacağı gibi, negatif çıkması da alerjik olmadığını göstermez. Alerji tara testlerinin yararı, kaçınmayı kolaylaştırmak ve hastayı aşı tedavisine hazırlamaktır.</p>
<h3>NASIL TEDAVİ EDİLİR?</h3>
<p>Tedavide en önemli ve birinci basamak, alerjenden kaçınmaktır. Kişi eğer kendisine nelerin dokunduğunu biliyorsa veya testlere göre öğrenebiliyorsa, olabildiğince kaçınmalıdır. Fakat söz konusu olan polenler olduğunda bu neredeyse imkansızdır.<br />
Yine de en azından bazı şeylere dikkat edilebilir:<br />
Ev ortamında sigara içilmemesi, deterjan vb kimyasallardan kaçınılması, polenlerin yoğun olduğu sabah gün doğumu ve akşam gün batımı saatlerinde evin havalandırılmaması, evin toz ve hayvansal ürün içeren halı, yastık yorgandan arındırılması, evcil hayvan beslenmemesi gibi yöntemler yararlıdır.<br />
Alerjik nezlede aşı tedavisi (İmmünoterapi, desensizitasyon) önemli bir uygulamadır. Kişinin testleri yapılıp nelere duyarlı olduğu belirlendikten sonra, bu maddeler giderek artan dozlarda verilerek bünyenin bunlara duyarsızlaştırılması esasına dayanır. 1-2 sene sürebilen uzun bir tedavidir. Başarılı olduğunda sorun kalıcı olarak çözülür. Ancak eğer kişi zamanla yeni maddelere duyarlılık kazanırsa, aynı belirtiler yeniden başlayabilir.<br />
Gündelik pratikte ilaç tedavileri ön plandadır. Bu amaçla pek çok antialerjik ilaç, burun spreyleri ve zaman zaman kortizon kullanılmaktadır.<br />
İlaç kullanımı düzenli ve uzun süreli olmalıdır. Eğer kişi rahatsızlığının hangi aylarda başladığını ve bittiğini biliyorsa, mümkünse belirtiler başlamadan önce tedaviye başlanıp, muhtemel bitiş zamanını da geçecek sürede düzenli ilaç kullanmalıdır. Düzenli ilaç kullanımı daha sonraki alerik dönemleri de hafifletirken, düzensiz kullanımda bir süre sonra ilaca duyarsızlık da başlamaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balon Sinoplasti Tedavisi</title>
		<link>https://hakansoygur.com/balon-sinoplasti-tedavisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 14:30:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=330</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="vc_row wpb_row vc_row-fluid"><div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-12"><div class="vc_column-inner"><div class="wpb_wrapper">
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element " >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Son yıllarda özellikle tıbbi teknoloji alanında gerçekleşen gelişmeler sonucunda kronik sinüzitin cerrahi tedavisinde, bir yandan ameliyatın başarı şansını artırıp daha az travma ile gerçekleştirilmesini sağlarken diğer yandan komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltan teknoloji ve cihazlar kullanıma sunulmuştur. Bu teknolojik yenilikler içinde en önemlilerin biri balon sinoplastidir. Bu teknoloji de kullanımlarına yönelik gereken eğitim ve tecrübenin sağlanmasını takiben son derece faydalı olarak güvenle kullanılabilmektedir.</p>
<p>Balon Sinoplasti Nedir?<br />
Sinüslerin tıkalı ya da daralmış boşalma kanallarının balon yardımı ile herhangi bir doku kesip çıkartmadan genişletilerek fonksiyonlarının sağlanmasıdır (Şekil 1).</p>

		</div>
	</div>
<div id="cz_69913" class="cz_69913 cz_image clr cz_image_no_fx center_on_mobile"><div class="" ><div class="cz_image_in"><div class="cz_main_image"><img width="789" height="470" src="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-sinoplasti.png" class="attachment-full" alt="" loading="lazy" srcset="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-sinoplasti.png 789w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-sinoplasti-300x179.png 300w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-sinoplasti-768x457.png 768w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-sinoplasti-600x357.png 600w" sizes="(max-width: 789px) 100vw, 789px" /></div></div></div></div><div id="cz_34427" class="cz_34427 cz_title clr cz_title_pos_inline"><div class="cz_title_content"><div class="cz_wpe_content"><p>Balon sinoplastinin avantajları nedir?</p>
<p>Etkili ve güvenli bir yöntemdir. Komplikasyon ihtimali çok düşük olup balon ile genişletilen drenaj kanallarının (ostiumların) 2 yıl sonunda %98 açık olduğu izlenmiştir.<br />
Minimal invazivdir: teknikte küçük, yumuşak, elastik ekipmanlar kullanılmakta, Kapalı sinüs drenaj kanallarının kibarca açılması sağlanarak çok az doku travması ile sonuca ulaşılmaktadır.<br />
Düşük kanama miktarı: bazı vakalarda hiç doku çıkartmak gerekmediği için kanama da çok az olmaktadır.<br />
Hızlı iyileşme: çoğu hasta 24 saatte normal hayatına dönebilmektedir.<br />
Gelecekte bu bölgede yapılabilecek diğer tedavileri engelleyici bir rolü yoktur. Diğer cerrahilerle beraber ya da ardışık olarak uygulanabilir.</p>
<p>Balon tekniği tüm sinüzitler için bir çözüm müdür?<br />
Balon tekniği sinüzit cerrahisinin yerini tamamen alan bir teknik olmayıp yeni ve özel bir yardımcı teknolojidir. Bu teknik ilk olarak kullanılmaya başlandığında mevcut ekipmanın özelliklerinden dolayı sadece alın, yanak ve sfenoid (kafa içinde en gerideki sinüs) sinüsler için kullanılabilir iken yakın zamanda balon sinoplasti ile etmoid sinüslere de müdahale edebilecek ekipmanlar geliştirilmiştir (Şekil 2). Etmoid sinüslere yerleştirilen rezervuarlı balon kateterler yardımı ile sinüslere ulaşılarak sinüs içi ilaç uygulanması yapılabilmektedir. Bugün için nazal poliplerde sinoplasti kullanımı kısıtlı olup bu vakalarda klasik endoskopik cerrahi ile kombine balon tekniği kullanılabildiği gibi sadece klasik endoskopik sinüs cerrahisi de tercih edilebilmektedir.</p>
</div></div></div><div id="cz_31521" class="cz_31521 cz_image clr cz_image_no_fx center_on_mobile"><div class="" ><div class="cz_image_in"><div class="cz_main_image"><img width="576" height="437" src="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-teknigi.png" class="attachment-full" alt="" loading="lazy" srcset="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-teknigi.png 576w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/balon-teknigi-300x228.png 300w" sizes="(max-width: 576px) 100vw, 576px" /></div></div></div></div>
	<div class="wpb_text_column wpb_content_element " >
		<div class="wpb_wrapper">
			<p>Balon tekniği güvenli midir?<br />
Bugüne kadar yapılan vakalarda hiçbir majör komplikasyon rapor edilmemiştir. Ameliyat sırasında balon kateterlerin sinüs kanallarında uygun yerleşimini sağlamak için skopi cihazı kullanılması nedeni ile hastaların işlem sırasında X ışını almaları bu teknik için en önemli problem olarak görülmekteydi. Bu problemi ortadan kaldırmak üzere ışıklı klavuz tellerin geliştirilmesi ile alın, yanak ve sfenoid sinüslerine skopi kullanılmadan girilebilmenin sağlanması bu problemi çözmüş oldu. Alın sinüsü rezervuarlı stentleri Balon sinoplasti teknolojisi ile gelen en önemli faydalardan birisi özellikle alın sinüslerinde (frontal sinüs) kullanılan steroidrezervuarlıstentlerin geliştirilmesidir. Alın sinüsü boşalma kanalları diğer sinüslerden farklı olarak sert kemik yapılar arasında yer almakta ve anatomik yapıya bağlı olarak son derece dar olabilmektedir. Yerleşiminden dolayı ameliyat sonrası takiplerde de gözlenmesi oldukça zor olan alın sinüslerine yapılan müdahaleler sonrasında bu dar kanalların iyileşme dokusu, ödem, kurumuş salgılar ile kapanması nadir olmayarak hastalığın tekrarlamasına neden olabilmektedir. Balon sinoplasti teknolojisinin bir parçası olan rezervuarlı alın sinüsü stenetleri ameliyat sırasında açılan ya da genişletilen alın sinüsü boşalma kanallarından sinüs içine yerleştirilmekte ve rezervuarına konulan steroidi iki hafta boyunca yavaşça salarak sinüs ağzının tekrar tıkanmasını önlemektedir (Şekil 3). Frontal sinüs stentleri balon sinoplastiyi takiben genişleyen frontal sinüs kanalından yerleştirilebildiği gibi endoskopik sinüs cerrahisi sırasında frontal sinüse müdahale edilen durumlarda, bu bölgede iyileşme sırasında tıkanıklık oluşmasını önlemek amacı ile balon ile genişletilme yapılmadan ameliyatta açılan sinüs kanalı yolu ile uygulanabilmektedir. Frontal sinüs stentleri ameliyat sonrası 2-3 haftada yapılan pansumanlarda poliklinik şartlarında kolaylıkla çıkartılabilmektedir. </p>

		</div>
	</div>
<div id="cz_41350" class="cz_41350 cz_image clr cz_image_no_fx center_on_mobile"><div class="" ><div class="cz_image_in"><div class="cz_main_image"><img width="519" height="289" src="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/3.png" class="attachment-full" alt="" loading="lazy" srcset="https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/3.png 519w, https://hakansoygur.com/wp-content/uploads/2020/11/3-300x167.png 300w" sizes="(max-width: 519px) 100vw, 519px" /></div></div></div></div></div></div></div></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Horlama Ve Uykuda Nefes Durması (Uyku Apnesi) Nedir?</title>
		<link>https://hakansoygur.com/horlama-ve-uykuda-nefes-durmasi-uyku-apnesi-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 14:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=327</guid>

					<description><![CDATA[Horlama akciğerlere giden havanın yumuşak damağı titreştirmesi ile ortaya çıkan sestir.Horlama, hemen her yaşta görülebilmekle beraber ileri yaşlarda daha çok karşımıza çıkar. 60 yaşından sonra görülme oranı %60’dan fazladır. Basit horlama daha çok sosyal bir problemdir. Yani çevreyi rahatsız eder, kişinin sağlığı üzerine ciddi bir olumsuz etkisi yoktur.Uyku ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/horlama-ve-uykuda-nefes-durmasi-uyku-apnesi-nedir/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Horlama akciğerlere giden havanın yumuşak damağı titreştirmesi ile ortaya çıkan sestir.<br />Horlama, hemen her yaşta görülebilmekle beraber ileri yaşlarda daha çok karşımıza çıkar. 60 yaşından sonra görülme oranı %60’dan fazladır. Basit horlama daha çok sosyal bir problemdir. Yani çevreyi rahatsız eder, kişinin sağlığı üzerine ciddi bir olumsuz etkisi yoktur.<br />Uyku apnesi, uykuda solunumun 10 saniye veya daha uzun süre duraklamasıdır. Eğer apne sayısı saatte 5 defadan daha fazla olmaya başlamışsa, bu artık bir sağlık problemidir.<br />Horlama ve uyku apnesi her zaman birlikte olmasa da, horlaması olanlarda apne olma riski normal bireylerden çok daha fazladır</p>



<p><br /><strong>NEDEN OLUR?</strong><br />Horlama ve apne’ye yol açan nedenler çoğu zaman benzerdir.<br />Çocukluk ve genç yaşlarda neden çoğu zaman geniz eti, bademcik büyüklüğü, burun kemik ve kıkırdak eğrilikleri, alerjik nezle, burun polipleri gibi üst solunum yolu tıkanıklığı yapan rahatsızlıklardır. Daha ileri yaşlarda ise bunlara ek olarak pek çok neden eklenmektedir.<br />Temel risk faktörleri cinsiyet, yaş ve kilodur. Gerek horlama, gerekse uyku apnesi erkeklerde daha sık görülür. Yaş ilerledikçe (35 yaş sonrası) sıklığı artar. Ve özellikle kilo alımı (BMI &gt; 25) horlama ve apnelerde önemli bir etkendir. Bunların yanı sıra hipotiroidi, yorgunluk, sigara ve alkol kullanımı, uykuyu derinleştiren ilaç kullanımı da önemli nedenlerdir.</p>



<p><strong>NELERE YOL AÇAR?</strong><br />Uyku apnesi olan kişilerde tedaviye dirençli yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve gece ani ölüm meydana gelebilir. Kan şekeri dengesi bozulur, şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Cinsel performans azalır. Her apne atağı sırasında beyin uyanmaya geçtiği için uyku kalitesi bozulur. Kişi güne yorgun ve uykusuz başlar. İş verimi azalır, kolay yorulma ve uyuklamalar ortaya çıkar. Bu kişilerin özellikle uzun yolda araç kullanmaları çok sakıncalıdır.</p>



<p><strong>NASIL TEŞHİS EDİLİR?</strong><br />Horlama ve uyku apnesinin ilk teşhisi kişiyi uyurken gören biri tarafından yapılabilir. Bu durumda tanıklı horlama ve apneden bahsedilir. Hastayı uyurken gören kişi hastanın şiddetli horladığını, aniden ve uzun bir süre nefesini tuttuğunu, boğulacak gibi olduğunu ve çok huzursuz uyuduğunu ifade eder. Öte yandan yalnız uyuyan kişilerde gece boğulacak gibi olma, aniden uyanma olabileceği gibi, çoğu zaman ilk belirtiler gündüz yorgunluk, dikkat dağınıklığı, çalışma performansında azalma ve uyuklama halidir. Hatta bazen yüksek tansiyon araştırılırken uyku apnesi saptanabilir.<br />Kesin teşhis için altın standart “Uyku testi”dir (Polisomnografi). Bu testte beyin aktivitesi (EEG),bacak ve göğüs adalelerinin aktivitesi (EMG), kalp ritmi(EKG), göz hareketleri (EOG) ve kan oksijen düzeyi (oksijen satürasyonu) , ölçülür. Polisomnografi basit horlama ile apneyi ayırt etmekte kullanılan tek testtir. Apnenin süresi ve şiddeti konusunda bilgi sahibi olunur. Bu test için hastanın bir gece hastanede kalması gerekir. Hastanın kendi evinde uygulayabileceği portatif ve daha basit uyku testleri de vardır.</p>



<p><strong>TEDAVİSİ NEDİR?</strong><br />Tedavi tamamen kişiye özel olmalıdır. Yaşı, genel sağlık durumu, çalışma koşulları, kilosu ve apnenin şiddetine göre seçilir.<br />Basit horlamalarda ve sadece sırt üstü yatışta ortaya çıkan hafif apnelerde kişinin sırt üstü yatmasını engellemek yeterli olabilir. Bunun için pijama arkasına tenis topu dikilmesi ve bir takım özel yastıklar denenebilir. Orta ve şiddetli apnesi olanlarda ameliyat ve ameliyat dışı tedavi yolları denenir.<br />Apnenin nedeni dilin geriye kaçması olan hastalarda dil ve çeneyi önde tutmaya yarayan ağız içi aparatlar kullanılabilir.<br />Uyku apnesinin en etkili ve en az yan etkili tedavi yöntemi uyku maskesi (CPAP, BPAP) kullanımıdır. Bu cihazlar gece uyumadan önce yüze takılan bir maske ve buna bağlanan bir hava pompasından oluşur. Apne sırasında cihaz devreye girerek kişiye uygun basınçta hava verir ve solunum kesintisi önlenir. Başlangıçta uygulaması sevimsiz ve alışması zor görünmekle beraber bunu kullanmaya alışan hastalar sabahları yeniden doğmuş gibi uyandıklarını ifade etmekte, yaşam kaliteleri yükselmekte, kilo vermeleri kolaylaşmakta, tansiyon ve şeker dengeleri düzelmektedir.<br />AMELİYAT: Horlama ve apne için çeşitli cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Burunda deviasyon ve konka ameliyatları, yumuşak damağa radyofrekans uygulaması, damağa “pillar” adı verilen doku içi protezler yerleştirilmesi, küçük dilin kesilmesi veya yeniden şekillendirilmesi, bademcikler de alınarak yumuşak damağın tamamen yeniden şekillendirilmesi, dil kökü askısı, dil kemiğinin (hyoid) askıya alınması, alt ve üst çeneye yapılan ilerletme ameliyatları, hatta gırtlağın altından nefes borusunun delinerek hava yolu açılması (trakeostomi) gibi ameliyatlar yapıla gelmektedir. Bu yöntemler horlama üzerine çok etkili olmakla beraber, uyku apnesinde başarıları değişkendir. Özellikle kişinin kilo, alkol, uykuyu derinleştiren ilaç kullanımı gibi alt yapı sorunları düzeltilmediği takdirde, bir süre sonra tekrarlamaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Orta Kulak İltihaplanması</title>
		<link>https://hakansoygur.com/cocuklarda-orta-kulak-iltihaplanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 14:23:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=322</guid>

					<description><![CDATA[Orta kulak iltihaplanması, kulak zarı ve arkasında kalan havalı odacığın iltihaplanmasıdır. Çocuklarda genellikle iki şekilde görülür: 1. Akut (ağrılı) orta kulak iltihabı 2. Seröz (ağrısız) orta kulak iltihaplanması (Kulakta su toplanması) Orta kulak iltihaplanması her yaşta görülebilmekle beraber daha çok çocuklukta görülür. AKUT OTİTİS MEDİA: NEDENLER: Viral üst ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/cocuklarda-orta-kulak-iltihaplanmasi/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orta kulak iltihaplanması, kulak zarı ve arkasında kalan havalı odacığın iltihaplanmasıdır. Çocuklarda genellikle iki şekilde görülür:<br />
1. Akut (ağrılı) orta kulak iltihabı<br />
2. Seröz (ağrısız) orta kulak iltihaplanması (Kulakta su toplanması)<br />
Orta kulak iltihaplanması her yaşta görülebilmekle beraber daha çok çocuklukta görülür.</p>
<h4>
AKUT OTİTİS MEDİA:</h4>
<h5>NEDENLER:</h5>
<p>Viral üst solunum yolu enfeksiyonları (nezle), alerjik nezle, geniz eti büyümesi, östaki borusunun doğuştan iyi çalışmaması, yarık damak anomalisi, yatarak biberon ile beslenme vb…<br />
Özellikle nezle gibi viral bir soğuk algınlığı sırasında östaki borusunun geniz ucunun ödemlenerek tıkanması, kulağa hava girememesi ve genizdeki bakterilerin orta kulağa ulaşarak iltihaplanmaya yol açmasıyla ortaya çıkar.<br />
BELİRTİ VE BULGULAR:<br />
Tamamen sağlıklı daha önce hiçbir kulak rahatsızlığı olmayan bir çocukta bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ağrılı (akut) orta kulak iltihaplanması başlayabilir. (Burada, banyo veya havuzda su kaçmasının orta kulak iltihaplanması yapmayacağını belirtmek gerekir.) Soğuk algınlığının seyri sırasında veya sonrasında tek veya iki kulakta birden başlayan ağrı ile kendisini gösterir. Sadece hafif ağrı olabileceği gibi beraberinde ateş, huzursuzluk ve bulantı kusma da görülebilir. Nadiren zar üzerindeki iltihaplı baloncuğun patlaması veya zarın tam olarak delinmesi ile kanlı akıntı da gelebilir. Ağrı ilk saatlerde şiddetli olup, genellikle 12-24 saati geçmez. Ağrılı dönemden sonra iyileşene dek kulakta uğultu, tıkanıklık hissi, hafif bir işitme kaybı (geçici) ve seslerde yankılanma gibi yakınmaları olabilir.<br />
Teşhis, otoskop veya mikroskop ile kulak zarının görülmesiyle koyulur. Kulak zarı belirgin şekilde kırmızı ve bombe görünümdedir. (Burada, bebeklerde muayene sırasındaki ağlamanın da kulak zarını kızartabileceği ve bunun orta kulak iltihaplanması ile karışabileceği unutulmamalıdır.)</p>
<h5>TEDAVİ:</h5>
<p>Hiçbir ilaç vermeden takip edilebileceği gibi, ağızdan veya enjeksiyon yoluyla antibiyotik, yanı sıra ödem giderici ilaçlar, burun spreyi, anti alerjikler ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Akıntılı durumlar dışında kulak damlası gerekmez. Genellikle 1-2 hafta içinde tamamen iyileşir. Bazı durumlarda ağrılı durum geçer, ancak orta kulakta sıvı iltihap birikimi devam edebilir.<br />
Sık tekrarlayan orta kulak iltihaplanması (senede 5-6 kez veya daha sık) olan çocuklarda, her atak sonrası kulak normale dönüyor da olsa kulak tüpü takılması önerilir.</p>
<h4>SERÖZ (SEKRETUAR) OTİTİS MEDİA (Kulakta su / sıvı toplanması):</h4>
<p>Bu durum, orta kulak boşluğunda ağrı olmaksızın iltihap birikimini ifade eder. Ağrılı bir orta kulak iltihaplanmasını takiben olabileceği gibi, uzun süre devam eden östaki tıkanıklığını takiben hiç ağrı olmaksızın da ortaya çıkabilir. Yatarak beslenme, evde sigara içilmesi, kreşe gitmek, alerjik nezle ve geniz eti gibi etkenlere bağlıdır. En önemli belirtisi işitme kaybıdır. Tıkanıklık, basınç hissi gibi belirtileri de olmakla beraber çocuklar bunları ifade etmezler. Ya tesadüfen muayene sırasında saptanır, veya ev veya okulda işitme kaybının fark edilmesiyle saptanır. 2 yaş altı çocuk ve bebeklerde huzursuzluk ve kulakla oynama davranışı (burada, 1 yaş civarı bebeklerde uyku öncesi sıkıldıkça kulakla oynama davranışı unutulmamalıdır) , Küçük çocuklarda önceden olmayan yüksek sesle konuşma, söylenenleri anlamama veya tekrarlatma (-hı, ne dedin…), televizyonu yüksek sesle ve yakından izleme, daha büyük çocuklarda okulda dikkat dağınıklığı ve akademik başarıda azalma olabilir. İşitme kaybı “geçici” olmak üzere 25-35 Db civarındadır.<br />
Muayene sonrası kulak basınç ölçümü (Timpanogram) yapılarak bu durum teyit edilebilir. Ancak kesinlikle sadece basınç testine bakılarak karar verilmez.</p>
<h4>ÖNLEMLER VE TEDAVİ:</h4>
<p>Anne sütünün en az 12 ay verilmesi orta kulak iltihaplanmasından korunmada çok önemlidir. Biberona geçildiğinde yatarak beslenmeden kaçınılması, pasif sigara içiciliğinin önlenmesi, kreşe ara verilmesi veya gönderilmemesi önleyici yöntemlerdir.<br />
Tedavide sadece takip, aralıklı ilaç vererek takip, kulak tüpü takılması (genellikle geniz eti ile beraber), nadiren kapsamlı kulak ameliyatları uygulanabilir.<br />
İlaç tedavisinde çocuğun yaşına ve kilosuna göre uygun antibiyotikler, ödem gidericiler, alerjik nezle varsa antialerjik ilaç ve burun spreyleri ve ağızdan kısa süre kortizonlu ilaçlar önerilebilir. (Burada, antialerjik ilaçların her zaman verilmediği önemlidir. Kulaktaki sıvıda koyulaşma yapabilir)<br />
Düzelmeyen olgularda kulak tüpü takılması önerilir .Tek bir ilaç tedavisi ile hemen karar vermek doğru değildir. (Yarık damak gibi özel durumlar ve zarda ileri derece çökme dışında) Aynı doktorun hastayı 2-3 ay kadar izlemesi hatta gerekirse takip süresini uzatması gereklidir. Kreşe yeni başlayan çocuklarda, kış ve ilk bahar aylarında, büyük geniz eti veya şiddetli alerjik nezlesi olmayan / sık nezle olmayan çocuklarda hemen karar verilmesi doğru olmaz. Her ne kadar kulak tüpü takılması ilaç tedavisinin tükendiği noktada mutlaka yapılması gereken (son çare değil!!!) ve bilinen önemli bir yan etkisi olmayan bir işlem de olsa, yine de bir cerrahi işlemdir.<br />
Kulakta sıvı toplanmasının nedeni, östaki borusundan orta kulağa yeterli hava girmemesidir. Kulakta hava azaldıkça negatif basınç gelişir ve kulak zarı orta kulağa doğru çökmeye başlar. Daralan orta kulak boşluğunda da sıvı bir iltihap birikir. Bu durum uzun süre ihmal edildiğinde zarın yapısı bozularak orta kulağa tamamen yapışabilir (adeziv otit), daha sonra kemik erimesi, menenjit ve yüz felci yapabilen bir iltihap türüne dönüşebilir (kolesteatom), zar delik kalabilir, daha ileri ve kalıcı işitme kayıpları gelişebilir, daha kapsamlı ameliyatlar gerekebilir. Öte yandan konuşma, zihinsel ve sosyal gelişim ve akademik başarı açısından işitmenin çok önemli olduğu bir yaş döneminde yaklaşık 30 Db işitme kaybı olması, bu alanlarda duraklama ve gerilemelere yol açabilir.</p>
<h4>KULAK TÜPÜ:</h4>
<p>Kulak tüpü takmanın temel mantığı, östaki borusundan kulağa giremeyen havanın direkt olarak dışarıdan kulağa girmesinin sağlanmasıdır. Bunun için kulak zarına ufak bir delik açılır, buradan olabildiğince orta kulaktaki sıvı temizlenir, daha sonra deliğin hemen kapanmaması ve uzun süre açık kalması için TÜP yerleştirilir. Kulak tüpü değişik şekil ve boyutlarda olabilen küçük borucuklardır. Standart tüpler 2-3 mm boyunda bir iplik makarasına benzer. İki ucu çentikli, ortası delik bir şekildedir.<br />
Tüp takılan çocuklarda sıklıkla geniz eti de alınmaktadır.Picture4[1]<br />
Tüp takılması basit ve genellikle risksiz bir işlemdir. Takıldığı andan itibaren işitme normale döner. (uçak yolculuğu sonrası tıkanan kulağın valsalva ile birden açılması gibi) Tüp dışarıdan görünmediği gibi, çocuk tarafından da varlığı fark edilmez. Çocuğun günlük hayatını kısıtlamaz. Sadece banyo ve havuz gibi durumlarda kulakların sudan korunması gerekir.<br />
Özel durumlar dışında ilk aşamada kısa süreli standart tüpler takılır. Genellikle 5-6 ay ile 1 sene arasında kulakta kalır ve kendiliğinden atılır. (Yeni bir ameliyatla alınması gerekmez. ) Aslında vücut için yabancı bir cisim olan tüp, takıldığı andan itibaren atılamaya çalışılır ve 6-12 ay içinde kulak zarının kendisini onarmasıyla kulak yoluna düşer. Nadiren de olsa yeri delik kalabilir. Bu durumda 6 ay kadar izlenir, kapanmıyorsa yeni bir işlemle onarılır.<br />
Bazı çocuklarda tüpler atıldıktan sonra sıvı toplanması tekrarlar ve yeniden tüp takılması gerekebilir. Hatta 3-4 kez tüp takılan durumlar da olabilir. Bu durumlarda genellikle 2-3 sene kalabilen uzun ömürlü tüpler takılır. Bu tüpler bazen kendisi atılır, bazen de zamanı dolduğuna karar verilerek kulaktan alınır. Bu esnada delik de ufak bir yama ile onarılır.<br />
Uzun süre ihmal edilen orta kulak iltihaplarında, tüpe rağmen zarda çökme devam eden durumlarda, kulak arkası kemikte iltihaplanma olması durumunda bazen daha kapsamlı ameliyatlar da gerekebilir.</p>
<h4>EVE GİDERKEN NOTU:</h4>
<p>Kulakta sıvı toplanması, işitme kaybı ve bunun olumsuz sonuçları açısından ve kulağın ileriki sağlığı açısından çok önemli bir durumdur. Bu çocukların mümkünse aynı doktor tarafından ve en az 2-3 ay, gerekirse daha uzun süre izlenmesi önemlidir. Eğer düzelmiyorsa kulak tüpü takılmasından kaçınılmamalıdır. Kulak tüpü takılması sırasında sıklıkla geniz eti de alınmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dış Kulak Yolu Hastalıkları</title>
		<link>https://hakansoygur.com/dis-kulak-yolu-hastaliklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 14:21:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hakansoygur.com/?p=319</guid>

					<description><![CDATA[Gündelik kulak burun boğaz pratiğinde en sık rastlanan dış kulak problemleri, Kulak kiri birikmesi, dış kulak girişinde egzama, dış kulak yolu iltihaplanmaları ve kulak kanalı yabancı cisimleridir. Daha nadir olarak kulak kepçesi iltihaplanmaları ve tümörleri görülür, ki bunlar hasta tarafından doğrudan fark edilebilen rahatsızlıklardır. Kulak kiri (buşon): Kısa ... <a class="cz_readmore" href="https://hakansoygur.com/dis-kulak-yolu-hastaliklari/"><i class="fa czico-188-arrows-2"></i><span>Devamı</span></a>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gündelik kulak burun boğaz pratiğinde en sık rastlanan dış kulak problemleri, Kulak kiri birikmesi, dış kulak girişinde egzama, dış kulak yolu iltihaplanmaları ve kulak kanalı yabancı cisimleridir. Daha nadir olarak kulak kepçesi iltihaplanmaları ve tümörleri görülür, ki bunlar hasta tarafından doğrudan fark edilebilen rahatsızlıklardır.</p>
<p>Kulak kiri (buşon): Kısa soru ve cevaplar bölümünde anlatılmıştır.<br />
Dış Kulak Yolu Egzaması: Egzama, ciltte kaşınma, kuruma kepeklenme ile birlikte olan bir cilt rahatsızlığıdır. Bu durum bazen cildin diğer kısımları ile beraber dış kulak yolu girişinde de olabilir. Kaşıntılı olduğu için genellikle mantar ile karıştırılır. Kulak mantarları çoğu zaman kulak iltihaplanmaları sonrasında gelişen ve kaşıntıdan çok şiddetli ağrılı rahatsızlıklardır.<br />
Dış Kulak Yolu İltihaplanmaları: En önemli nedeni kulak kaşıma ve karıştırma alışkanlığıdır. Deniz ve havuz dönemi olan yaz aylarında sık görülür (yüzücü kulağı). Normalde kulak zarı sağlamsa, kulağa su kaçmasının bir zararı olmaz. Ancak kaçan su çok mikroplu ise veya kaçan suyu çıkartmak amacıyla çok fazla kurcalarsak sonuçta iltihaplanma meydana gelir. Kulak kanalının şişmesi ile beraber tıkanma, işitme azlığı (geçici) ve şiddetli kulak ağrısı başlar. Şişlik ve kızarıklık bazen kulak kepçesine ulaşabilir. Kulak girişine dokunmak ve çiğnemekle ağrı artar. Şeker hastalarında (Diabet) dış kulak ve kulak kepçesi iltihaplanmalarının çok şiddetli ve ağır seyredebileceği bilinmelidir. Basit tedavilerle düzelmeyen, ateş ve genel durum bozukluğunun eklendiği dış kulak iltihaplanmalarında bazen hastanede yatarak tedavi gerekebilir.<br />
Yabancı cisimler: Çoğunlukla çocuklarda rastlanan bir durumdur. Küçük yaşlardaki çocukların ufak nesneleri burun ve kulaklarına sokma davranışları olabileceği ve böyle maddelerin açıkta bırakılmaması gerektiği unutulmamalıdır. (Kağıt parçası, pirinç, mercimek, oyun hamuru, saat pilleri, kalem ucu, ufak sayı boncukları vb…) Yetişkinlerde daha çok pamuk parçası kulağa kaçabilir. Bunların dışında bazen ufak böcekler de kulağa girebilmektedir. Yabancı cisimlerin hasta ve yakınları tarafından çıkartılması için uğraşılması çok sakıncalıdır, mutlaka KBB uzmanı tarafından çıkartılmalıdır. Aksi halde kulak zarı zarar görebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
